Dijital Çağda Demokrasi Satın Mı Alınıyor?

Dijitalleşmenin insan hayatına sunduğu kolaylıkları olmasıyla beraber, son yıllarda zorlukları da ön plana çıkmış, toplumlararası sahada büyük bir güvenlik zaafı meydana gelmiştir. Özel hayatın teşhir edilmesi, siber saldırılar, kişisel verilerin sızdırılması karşı karşıya kalınan problemlerin başında geliyor. Meydana gelen zafiyetlerin en dikkat çekeni ise siyasi arenada yaşananlar. Özellikle siyasiler, halka kendi isteği ve bilgisi dışında düşüncelerini onaylatma ve yayma güdüsüyle hareket edebildikleri için destek gördüğü gruplar tarafından kolaylıkla manipüle edilebiliyorlar. Manipülasyonun en rahat kullanıldığı sosyal medya ile kampanyalarda, haber araçlarında ve kitlelerin seçim tercihlerinde kendi politikaları kolaylıkla ivme kazanıyor hatta öyle ki seçmenlerin rızalarını dahi satın alacak seviyeye ulaşıyor. Devletlerin en kadim varlığı olan demokrasi adına da büyük tehdit meydana getiriyor. Günümüz perspektifinden baktığımızda içinden çıkılması zor bir hal alan medyadaki güvenlik zafiyeti ülkeleri kaosa sürüklemiş, nitekim demokrasiyle bağdaşmayacak önlemler almasına sebebiyet vermiştir.

Demokrasiye müdahale eden ve kamuoyu oluşturmaya yönelik manipülatif uygulamalardan Alman Filozof Schiller şöyle bahsetmiştir; “Baskı ve zor kullanılarak yönetilebilen ve yönlendirilebilen toplumlar için manipülasyon gerekli değildir. Manipülasyon daha çok bireysel özgürlüğün ön planda tutulduğu ve liberal demokrasiyle yönetilen toplumlarda geçerlidir.” Modern dünyada da aynı etki sosyal medya aracılığıyla yozlaştırılmıştır. En son 2016 ABD seçimlerinde adını sıkça duyduğumuz Cambridge Analytica skandalından sonra Freedom House’nin (demokrasi, siyasi özgürlük ve insan hakları konusunda araştırma yapan siyasal kuruluş) yaptığı araştırmaya göre seçim veya referandum yapmış ülkelerin %88’inde seçimlerde dijital müdahalelere saplanılmıştır. Bu sayede politikacılar, sosyal medya ile toplumu kışkırtmakta daha da uzman hale gelmiştir. Üstelik daha az efor ve para ile. Böylelikle kışkırtıcı görüşler, yanlış haberler, troll hesaplar seçim uğruna, aktöryeler tarafından kullanılmaktan kaçınılmamıştır.

Sosyal medya, yüzyıllardan beri demokrasi kültürüne sahip ülkeleri bile derinden sarsma potansiyeline sahip olduğu inkar edilemez bir gerçek. 2016 Amerika Birleşik Devletleri, 2017 Fransa başkanlık seçimleri ve İngiltere Brexit’te yaşananlar onları seçim manipülasyonun odağında olan ülkeler konumuna sokuyor. Seçmen profilinin analiz edilmesi yoluyla seçim sonuçlarını etkileyecek paylaşımlar yapılması ile doğruluğu muamma bilginin yayılımının kontrol edil(e)memesi demokrasinin ne derece uygulanabilirliğini veya gerçekten uygulanıyor mu sorunu ortaya çıkartıyor. Türkiye için de durum farklı değil. Reuters Enstitüsü Dijital Haberler Raporu’na göre uydurma haberlere maruz kaldığını söyleyenlerin en yüksek oranlarından biri Türkiye. 2018 Türkiye’deki seçimlerde sosyal medyada çok fazla gerçek dışı haberler çıkmış, teyit edilmeden medyaya sızdırılmıştır. Net bir şekilde diyebiliriz ki, yalan haberlerin yayılması, suni kamuoyu oluşturma ve kitleleri galeyana getirme siyasilerin kullandığı en büyük ve en kolay seçim silahlarından biri.

Oxford Üniversitesi’nin yaptığı “The Global Disinformation Order” isimli 81 ülkenin incelendiği ve Türkiye’nin de yer aldığı raporda; Devlet kurumları, siyasi partiler, özel firmalar ve sivil toplum kuruluşların nasıl manipülatif içerikler üreterek, dijital bilgi ekosisteminin kirlettiğini, bununla beraber ifade ve basın özgürlüğünün bastırılarak demokrasiye verdiği zararı inceliyor. Verilere göre 81 ülkede, siyasi partiler, devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları ve özel firmalar eşgüdümlü veya tek başlarına, dezenformasyonu ve propagandayı yaymak için sosyal medyayı kullanarak kamuoyunu yönetmeye çalışıyor. Dikkat çeken noktalardan biri özel firma-devlet kurumu arasındaki sözleşmelerin varlığı. Örneğin İsrail Arşimend Grubu’nun Afrika, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’da çeşitli kampanyalar yürütmesi için bahsi geçen devletlerle yaptığı sözleşmelerdir. Örneklerden bir diğeri özel firma ile devlet kurumu arasındaki sözleşme olarak sayılan, İspanyol Eliminalia Şirketi’nin Kolombiya’daki yerel seçimlerinde hükümet desteği siyasilerin seçilmek için addettikleri sözleşme. Bu bağlamda anlaşma taraflarının hedefi, fikir ayrılığı yaratan düşüncelerin bastırmak, muhalifleri itibarsızlaştırmak, yalan haberlerle toplumu manipüle etmek ve odak noktasını değiştirmek; kısaca toplumu kalıcı hasarlar yaratan sonsuz bir kaosa sürüklemek.

Yalnızca Seçim Değil;

Bu tür dezenformasyon örnekleri seçim süreçlerine mahsus bir durum değil. Hükümetler veya devletler, halk arasında etnik temizlik sağlamak amacıyla kışkırtıcı söylemler üretebiliyor. Yakın bir tarihte bunun örneğini Myammar’da görülüyor. İnsan Hakları eski kıdemli internet araştırmacısı Cynthia M. Wong, tarafından bu durum şöyle ifade edilmiştir; “Hükümetlerin ve diğer zararlı kurumların sosyal medyayı silah olarak kullanmalarının en tatsız sonucu gerçek dünyada hasara sebep olması. Bunun en ünlüsü ve basında en çok yer alan örneği Myanmar’dır. Myanmar’da genelde insanlar telefon alırken Facebook önceden indirilmiş olur, böylece ilk kullanmak zorunda kaldıkları şey Facebook olur. Facebook orduya ve diğer kötü niyetli taraflara, kamuoyunu manipüle ederek Rohingyanlı Müslümanlara karşı şiddeti teşvik etmeleri için bir yol sağlamış olur. Toplu katliamlar, yakılan köyler, toplu tecavüzler ve diğer insanlık suçları sonucu 700.000 müslüman ülkeden kaçmak zorunda kalmıştır.” Myanmar’da yaşananlar sosyal medyanın gücü sayesinde kitlelerin çok kolay bir şekilde yönlendirilmesinin en bariz örneğidir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres tarafından “dünyadaki en ayrımcılığa uğramış insanlardan biri değilse de, biri” olarak nitelendirilmiştir. Myanmar’da kitlesel internet kullanımının başlangıcından bu yana, Rohingya aleyhine kışkırtıcı yazılar Facebook’ta düzenli olarak yayınlanmış, adeta bir silah olarak kullanılmıştır. 2017'den bu yana yaklaşık 700.000 Rohingya Müslümanı Myanmar’ı terk etmiş ve bunların çoğu şu anda Bangladeş’teki mülteci kamplarında yaşamaktadır. Tabii ki günümüzde bu yaşananlar yalnızca Myanmar ile sınırlı değil. Farklı sosyal medya platformları (Twitter ve Tiktok örneği) ve artan kullanıcı sayılarıyla birlikte, çeşitli biçimlerde nefret söylemlerini kasıtlı olarak yayılması ve kolaylıkla propagandaya dönüştürülmesi mümkün.

Nasıl Kaçınırız?

Bir toplumu demokratik yapan şey halka bilgi edinme hakkı sunmak ve seçimlerinde özgür karar verebilmelerini sağlamaktır. Zira halk edindiği bilgiye göre düşüncelerini inşa eder siyasi otoritesini seçer veyahutta denetler. Yalan haber doğru habere göre 6 kat daha hızlı yayıldığı günümüzde bu işin nasıl ciddi bir boyutta olduğunu bariz bir şekilde gösteriyor. Zira dünyada en hızlı büyüyen mülteci krizi olarak adlandırılan Myanmar soykırımında insanların birden sahip oldukları internet bağlantısı ve ardından edindikleri Facebook hesapları ile halk çok kolay propagandanın aleti olmuştur. Myanmar vatandaşların internet okur yazarlığı olmadan haberleri nasıl filtreleyecekleri, interneti nasıl etkin kullanacakları konusunda yeterli eğitimleri olmaması binlerce insanın hayatına mal olmuş, gruplar arasında düşmanlık hızla derinleşmiştir. Bu durumu önlemek için başta sosyal medya platformlarına büyük iş yükü düşüyor. İnsan hakları ihlali içeren paylaşımlar, paylaşım yapılan platform tarafından denetlenmeli ve engellenmelidir. Myammar’da yapılan katliam paylaşımlarına Facebook geç kaldıklarını itiraf etse de Reuters, Facebook’un Myanmar’la ilgili çabalarının çoğunu dışarıdan bir şirket olan Accenture’a verdiğini ve bunun da Haziran ayı itibarıyla ülkeden gelen nefret söylemi raporlarını incelemesi için 60 kişiye görevlendirdiğini bildirdi. Ayrıca Facebook gelecekteki benzer sorunları önlemek için Myanmar’da sivil toplumla birlikte çalışma ve ürün değişiklikleri yapma kararı almıştır. diğer nefret söylemini önlemek için teyit/doğrulama mekanizmasının gerekliliği hayati önem taşıyor. Denetim ve doğrulama mekanizması Türkiye’de bir takım siteler sayesinde sağlanmaya çalışılıyor olsa da yeterli değil çünkü toplum bu haberlere inanmayı seçiyor. Kısaca, gerek seçim süreçlerinde gerekse devletin veya hükümetin hedeflediği toplum oluşturma sürecinde yapılan nefret söylemlerinde, devletlere, sosyal medya yönetimine ve sivil toplumlara büyük iş düşüyor.

Kaynakça:

Oxford Universitesi’nin Raporu (2020): https://comprop.oii.ox.ac.uk/wp-content/uploads/sites/127/2021/01/CyberTroop-Report20-FINALv.3.pdf

Reuters Dijital Haber Raporu (2020): https://reutersinstitute.politics.ox.ac.uk/sites/default/files/2020-06/DNR_2020_FINAL.pdf

--

--

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store